ilhan armutcuoğlu hocaefendi

Gönül sultânlarına gönlümü verdim gitti..
Neyim varsa bezl ettim, akl ü idrâkim gitti..
Bir göz işâretinde saklıdır seyr u sükûn!..
Mürşîd-i asrı buldum, Yûnus’a döndüm gitti…
İlhan Armutcuoğlu

Hazîne

Son eklenenler...

  • Kaside-i Ziyâiyye

    Şeyhzâde Ahmed Ziyâ Efendi
    Manzum tercüme: İlhan Armutcuoğlu


    Belliğ selâmî sabâ billâhi in teridi!.
    Medîneten lihabîbi’l-mâcidi’l-ehadi

    Uğrarsan Medîne’ye Allah için ey sabâ!.
    Sun Habîb-i Hudâ’ya benden de bin merhabâ..

    Sellim tücâhe şefî’il halkı müntasibâ
    Mikdâra nebti’l-berâ ev zid ve zid ve zidi!.

    Dîvân durup önünde sunarken selâmımı,
    Arzın nebâtlarınca erz et ihtirâmımı.

    İn dâme mâ bî mine’l-hırmâni va kebedî,
    Yelta’ füâdî limâ yelkâhü min kemedi…

    Eyvah sürerse böyle hırmânım hem hasretim!.
    Gönlüm yanar bu gamla, büyür derd ü mihnetim.

    El kalbü fî vehecin ve’ş-şevku yudrimühâ;
    Mâ hebbe min taybetin rîhun ilâ anedi…

    Şevkin sürükledikçe kalbim muttasıl yanar;
    Estikçe Taybeden bana bir şeme rûzigâr..

    Lev sıhtü şekvan ilâ mesvâke yâ emelî!.
    Min cehlihim yez’umü’l-uzzâlü min fenedi..

    Varmağa huzûruna şevk ile feryâd etsem,
    Cehlinde kınayanlar, derler bunamış adam!.

    Lem ya’lemû külleme’s-temta’l-ehibbetü ev,
    Teheyyyeû uccelen yezıccünî feedî,.

    Gönlümü bilmediler hayli muzdarib yine,
    Azm ü sefer edince ehibbâ Medîne’ye..

    Fe tec’alü’l-aynü tuhrîku’d-dümûa kemâ,
    Terakrakat fi’r-rabîı’s-suhbü bi’l-beradi…

    Gözlerim iki pınar, yaşlar aynı leâlî,
    Fasl-ı bahâr içinde sanki dolu misâli…

    Ev bi’l-ğuyûsi hetûnin fevka mümhiletin;
    Alâ muhayyâye mümtedden ile’l-keradi..

    Yahut çorak toprağa sağanak yüklü yağış;
    Gözlerden çehrem üzre sel gibi coşkun akış..


    Ve rubbemâ fi havâli’l-ayni ya’tekiru,
    Ke’lhamri yakzifü hıne’ş-tedde bi’z-zebedi.

    Göz yaşları andırır ba’zan reng-i lâleyi,
    Şiddetlenip tortusun hamrın attığı gibi..

    Yâ kavmi innî sarîu’l-hubbi zû vecain!..
    Deû üdehdihü fi’l-küsbâni zâ cesedi!..

    Kavmim! cünûn-i aşk ile ben hastayım meğer,
    Kumlarda yuvarlanayım bir terk edin yeter!..


    Ve emsehu’t-türbe vechî türbe hayri verâ,
    Ebkî alâ mâ yedâye kaddemet liğadi!..

    Yüzüm sürüp toprağına hayru’l-halâikın,
    Yok azığım yârına, ağlayım için için!..

    Âbği’ş-şefâate min zâke’n-nebiyyi izâ,
    Lem yentefi’ ehadün bi’l-mâli ve’l-veledi.

    Ol günde faydası yok ne malın ne evlâdın,
    Şefâatin umarım Server-i Kainatın.


    Hubistü anke ve îru’z-zâirîne mezat,
    Yâ Seyyidî yâ Rasûlallahi huz bi-yedî!..

    Kervan kalktı ben yine mahbûsum, muzdaribim,
    Elimden tut yâ Rasûlallahi yâ senedî!..

    Yehtâcü kalbî verâe’l-kavmi lâkin ene,
    Ehinnü müstevhiden fi’l-mehdi ke’l-ebedi…

    Kavmim peşinde hıçkırırım bir boğuk gibi,
    Hıngıldarım beşikte debrenür çocuk gibi…

    Femnün bi lutfin ve ihsânin ve mekrumetin,
    Ve’ş-fa’ lenâ yâ Nebiyyellahi yâ senedî!..

    İhs’an u lutfunu hem, kerem bahş edip bize,
    Yâ Nebî Yâ Senedî!. şefâat hepimize!..

    Ente’l-lezî amme külle’l-halkı nâilühû
    Yes’avne râcûhü min kurbin ve min buudi..

    Sensin atâsı halkı, baştan başa kuşatan,
    Ümmidle koşuşurlar, yakından hem uzaktan..

    Lemmâ teşerrafeti’d-dünya bike’n-kaşaat,
    Ğayâhebü’l-küfri ve’n-câbet züke’r-raşedi…

    Dünyâ şeref bulunca vücûdunla ey emîn!..
    Kovdu küfrü zulmeti o hidâyet güneşin…

    Fensur li abdin radâ bi’l-mûbikati kemâ,
    Nusirte min Rabbinâ fi’l-bedri ve’l-uhudi

    Nusret eyle kuluna gark-ı kebâir yine,
    Nusret etti Rabbimiz sana Bedr u Uhudde..

    İnnî bi makterafet nefsî tüvesvisünî,
    Alâ şefâ hurufin hârin fehuz azudî

    Vesvese verip nefsim, haddi aştı günahım.
    Kenar-ı nardayım âh!. tut kollarımı Şâhım!..

    Fealtü min külli ısyânin kebâirahû,
    Ve lem etüb leytenî ey ümmi lem telidi!..

    Hep ma’siyet işledim tevbe de edemedim,
    Bir de nolaydı anam doğurmayaydı dedim…

    Men lî bi-mektesebet nefsî sivâke eyâ,
    Fi külli nâibetin zuhrî ve mu’temedi

    Nefsim tuğyân ettikçe kime şekvâ edeyim?
    Hiç senden özge var mı? melce'im, mu’temedim!.

    İzâ atıştu ğaden min harri ma’sıyetî,
    Kul yâ “Zıyâ” inne hâzâ Kevserî feridi!..

    Mahşerde susarsam âteş-i ma’siyetimden,
    Kevserim işte Zıyâ!. iç ve kan serinle de!..

    Aleyke mâ nâha fi’lğusni’l-hamamü ve mâ,
    Sâha’n-naâmü salâtü’l-vâhidi’s-samedi

    Behâim koşuştukça, öttükçe güvercinler,
    Üzerine salâtım bezleylesin Girdigâr…


    Ve mâ terenneme atyârun ve sâha cevâ.
    Anâdilü bihazîni’s-sec’i ve’l-ğaradi…

    Ötüştükçe hep kuşlar, şevk ile ale’d-devâm,
    Hazîn bülbül sec’ ile feryâd ettikçe müdâm…

    Ve mâ tehettale dem’ul-aşikîne ve mâ,
    Nebâ mezâciuhüm min sevrati’r-ramedi…

    Göz yaşı âşıkların, sanki selsebîl misâl,
    Aktkça pür-harâret, coştukça ayn-ı zülâl

    Sallâ aleyke kemâ yerza’r-rahîmü binâ
    İnnâ aceznâ ani’l-ihsai bi’l-adedi

    Sâlatü selam Ona, rızâna erdir bizi,
    Sayılara sığmayan lütfun ile ilâhî!..

    Ve’l-âli ve’s-sâhbi sümme’t-tâibîne lehüm,
    Va’htim ilâhi lenâ bi’l-hayri fi’l-emedi.

    Ehl-i Beyt ü Tâbiîn, hem dahî Ashâbına,
    Rahmeyle âkibette, bizi şâd et Rabbenâ!..


  • Bir hayra delâlet etmek

    Allah için kurulan kardeşliklerin ne derece kuvvetli gönül bağı oluşturduğunu gösteren bir başka hatırayı da muhtelif şehirlerde dînî hizmetlerde bulunmuş, aşk insanı, şâir ve emekli müftü olan İlhan Armutçuoğlu ağabey şöyle anlatmıştı:

    Diyanette görevli iken Van taraflarına gezici vâiz olarak gitmiştik. Orada vazife yaparken, acaba “Altın Silsile”mizin son halkalarını teşkil eden Tâhâ’l-Hakkârî (k.s) hazretlerinin ahfâdından (torunlarından) kimler var? diye gönlüme düştü. Oranın yerlilerinden sordum soruşturdum. Eczacı Muzaffer Bey adında bir zattan bahsedildi. Araştırıp buldum. Ziyaretine gittim.

    Hoş sohbet, kibar, zarif beyefendi bir insandı. Görüşüp tanıştık. Dedelerinden, yetiştirdiği talebelerden bahsettik. Ziyaretimizden memnun kaldığını söyledi. Yanından ayrılırken; “- Selamlarınızı götürebilir miyim?” dedim. “- Çok memnun olurum” diye cevap verdi.

    İstanbul’a geldiğimde Sami Efendi Hazretlerini ziyarete gittim. Van’da ikamet eden Eczacı Muzaffer Bey’in selamlarını tebliğ ettim. Nasıl arayıp bulduğumu ve tanışmamızı anlattım. Pür dikkat dinleyen Efendimizin mübarek yüzleri pırıl pırıl , gözleri ışıl ışıl oluverdi. Çok duygulandıkları mübarek simalarından belli idi. Memnuniyet ve sevincini şu hadis-i şerifi okuyarak ızhar etmişlerdi.

    Eddâllü ale’l-hayri kefâılihi = Bir hayra delâlet eden o hayrı yapmış gibi sevap alır” buyurdular. Bunu üç defa tekrar ettiler.

    Sonra, “Rabbimiz bu hadis-i şerifin sırrına mazhar buyursun” duasında bulundular.


    Üsve-i Hasene, Altınoluk Dergisi, 209. sayı, Temmuz 2003.





  • Sünnet-i seniyye üzere yaşamak

    Sünnet-i seniyye üzere yaşamanın mühim olduğuna işaret eden bir başka hâtırayı yine İlhan Armutçuoğlu ağabeyden dinlemiştim. Şöyle anlatmıştı:

    “Eski Müftilerden merhum İrfan Ceylan bey vardı. 1964 yılında Konya Yüksek İslâm Enstitüsü’nde talebe iken, son sınıfa geldiğinde sakal bırakmıştı. Okul idaresi sakal bırakmanın diğer talebeler arasında yayılmasından endişe ederek kestirmesini istedi. O da sakalın sünnet olduğunu söyleyerek kesmeyeceğini söyledi.

    Talebeler arasında bu iş biraz büyüdü. İdareciler sakalın kesilmesi için ısrar ediyor. İrfan bey kardeşimiz kesmemek için diretiyor. Biz talebeler ikilemde kaldık. Ne yapacağımızı, nasıl hareket edeceğimizi bilemedik.

    Okulda oluşan soğuk ortamın dağılması için İrfan bey’le birlikte ikimiz İstanbul’a geldik. Erenköy’de Sâmi Efendi hazretlerini ziyaret ettik. Huzurlarına kabul edildiğimizde durumu kendilerine anlatıp, arz eyledik. O büyük Allah dostu sünnetin ehemmiyeti ile ilgili güzel bir menkıbe anlatarak bizi irşad ettiler.

    Peşinden de:

    – Sünnet mühimdir… Sünnet mühimdir… dediler.

    Sonra sözlerine devam ederek: Bizim de vaktiyle diplomamız vardı. Biz rafa kaldırdık. Asıl olan kulluktur buyurarak unutulmayacak asıl gerçeği bizlere hatırlattılar.

    Gönlümüz huzur içerisinde Konya’ya döndük. Okula geldiğimizde idarecilerimizin davranışlarında büyük bir değişim gördük. Bir gizli el sanki onların kalblerini yumuşatmıştı. Önceden bizlere kızan hocalarımız, şimdi yol gösterir tarzda hareket ederek dediler ki:

    “Belli ki siz kestirmeyeceksiniz. Bâri bir doktordan, cildi hassastır, cild rahatsızlığı vardır” şeklinde bir rapor alıp getirin.

    Biz de cildiye mütehassısı bir doktordan rapor alıp getirdik. İdareye verdik ve sakalı kestirmekten kurtardık.

    Allah dostları zarif, duygulu, edeb timsali zatlardır. Çevrelerinde bu güzel vasıflarıyla tebarüz ederler. Sevenlerini de o güzel ahlakla, ince edeble yetiştirmeğe çalışırlar. Onların her hal ve hareketleri, sevenleri için bir ibret dersi olur.

    Üsve-i Hasene, Altınoluk Dergisi, 209. sayı, Temmuz 2003.





  • Hadis ve tefsir ilimlerine dâir

    Doç. Dr. Ömer ÇELİK Hocamız anlatıyor:

    İlahiyat Fakültesi’nin farklı bölümlerinde yüksek lisans-doktora yapan bir arkadaş grubu ile Emekli Müftü İlhan Armutçuoğlu Hocaefendi‘yi bir ziyaretimiz olmuştu.

    Bizlere “Ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Bir arkadaşımız “Ben Hadis’de yüksek lisans yapıyorum” dedi.

    Hocaefendi biraz düşündü ve “Yavrum senin işin zor” dedi. “Çünkü hadiste çalışmak için” dedi, “Bir insanın gereken manevi zevki alabilmesi için Fenafirrasül (Rasulullah’ta fani olma) mertebesine çıkması lazım. Bu mertebeye çıkmadan, hadisleri anlatır, yazar, çizer, konuşur, ama bunu bir hal olarak tadamaz yavrum” dedi.

    Bu hâli şu misal ne güzel izah eder: Birgün Ahmed bin Hanbel hazretlerine hadis tahsili  için bir genç gelir. Hazret gençten o gece misafir olmasını, derse sabah başlamalarını ister. Sabahleyin gencin odasındaki su ibriğinin kullanılmadığını görünce, onun teheccüde kalkmadığını anlar ve: “Oğlum sen bu gece teheccüde kalkmamışsın. Ben sana teheccüd konusundaki hadisleri nasıl anlatabilirim?” der ve ders yapmayı kabul etmez.

    Sonra bana sordu. “Tefsir çalışıyorum efendim” dedim. “Senin işin iyice zor. Çünkü Kur’an-ı Kerim’le iştigal etmek için, ondan hakiki manada istifade için Fenafillah mertebesine çıkmak lazım” dedi. Hocamızın bu tespitleri çok önem arzediyor. Üsve-i Hasene çalışmalarında da bunu yakından hissettik.


    Üsve-i Hasene, Altınoluk Dergisi, 209. sayı, Temmuz 2003.





dervişler (10) dervişân (31) dil (4) divân-ı ilhan (3) dişçi mehmed efendi (3) dr hulusi baybal (2) dua (2) edeb (2) ehlullah (9) habibullah (2) haremeyn (9) havf ve reca (2) hayatı (2) ilhan armutçuoğlu (20) ilticâ (2) imam gazali (4) insanı kamil (3) kabe-i muazzama (3) kabir taşı kitâbesi (6) kalb (7) kitâbe-i seng-i mezâr (7) Kur'an-ı Kerim (5) Medine-i Münevvere (5) muhabbet (2) muhabbeti rasulullah (4) muhabbetullah (2) muhammed es'ad erbîlî (3) musa topbaş (4) Muğla evliyâları (4) naat (2) namnam kasrı (13) osman nuri topbaş (2) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) (4) ramazanoglu mahmud sami (13) rasulullah (3) seyri süluk (12) Sünnet-i seniyye (2) tasavvuf (31) zikrullah (4) şiirler (2)

← Back

Thank you for your response. ✨

Bize ulaşın:


← Back

Thank you for your response. ✨