ilhan armutcuoğlu hocaefendi

Gönül sultânlarına gönlümü verdim gitti..
Neyim varsa bezl ettim, akl ü idrâkim gitti..
Bir göz işâretinde saklıdır seyr u sükûn!..
Mürşîd-i asrı buldum, Yûnus’a döndüm gitti…
İlhan Armutcuoğlu

Hazîne

Son eklenenler...

  • Nezâket ve Zarâfet Ehli, İlmiyle Âmil Şâir Bir Sûfî: İlhan Armutçuoğlu

    Vefât-ı Münasebetiyle…
    Ramazan Muslu, Altınoluk Dergisi, 451. sayı, Eylül 2023.

    Bir Fatiha

    İlhan Armutçuoğlu Hocaefendi’nin dedeleri, 1071’den önce Muğla’ya bağlı Ula’nın Armutçukluoğlu köyüne Türkistan’dan gelip yerleşen Horasan erenlerindendir. Armutçuoğlu Hocaefendi, 1937 yılında Ula’da dünyaya geldi.

    İlkokulu bitirdikten sonra 1952 yılında babası Hafız Mehmet Ali Efendi’nin (ö.1980) gözetiminde hafızlığını tamamladı. Yeni açılan Isparta İmam Hatip Okulu’na kaydolup buradan mezun oldu. Marmaris Eski Cami’de imam hatiplik görevinde bulundu.

    1960 yılında askere gitti ve yedek subay olarak askerliğini Kars’ta tamamladı. 1962’de yeni açılan Konya Yüksek İslam Enstitüsü’ne kaydoldu. Bu eğitimi sırasında İmam Hatiplik görevini de sürdürdü. 1965 yılında ilk haccını yaptı. 1966’da Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun oldu.

    Yüksek İslam Enstitüsü’nde okurken Kemal Edip Kürkçüoğlu ve Celâleddin Emrem adlı hocaları onun edebi ve tasavvufî yönünün gelişmesinde büyük etkileri oldu. Konya’da talebe iken Sami Efendi hazretlerinin halifelerinden Dişçi Mehmet Efendi’nin sohbetlerine katıldı ve kendisinden ders alarak manevi eğitimine başladı. Kısa bir süre sonra Mahmud Sami (k.s.) hazretlerini İstanbul’da Güllü Köşkte ziyaret etti. Bu ziyarette Hazretin kendisine özellikle “manevi hal ve rüyalarını başkalarına anlatmamasını” tavsiye ettiğini söylerdi.

    İlhan Hocaefendi, Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra 1966 yılında Muğla İl Müftüsü olarak göreve başladı. Bu dönemde Muğla’da Mevlevi Şeyhi Şâhidî İbrahim Dede’nin (1470-1550) türbesinin yenilenmesini sağladı. Aynı yerde yaptığı sohbetler büyük ilgi gördü. O yıllarda Muğla’da henüz İmam Hatip Okulu yoktu; bu okulun açılabilmesi için gerekli alt yapı çalışmalarına öncülük etti.

    1971-77 yılları arasında Manisa İl Müftülüğü görevinde bulunduktan sonra kendi isteğiyle İzmir Merkez Vaizliğine atandı. Ancak 1983 yılında 1402 sayılı yasa ile görevden alındı.

    1983-1987 yılları arasında Konya Erenköy Camii’nde dört yıl kadar fahri imamlık yaptı.

    1987-1990 yılları arasında Mekke-i Mükerreme’de kaldı.

    1990 yılında hukuk yoluyla tekrar göreve iade edilince iki yıl kadar Muğla-Milas vaizliği görevinde bulunduktan sonra 1992’de emekliye ayrıldı.

    İlhan Hocaefendi, 1992’den sonra Ula’nın Oyru Mahallesi’ne yerleşti. Hayır sahiplerinin katkılarıyla Otağ Mescidi ile dört katlı yatılı bir Kur’an Kursu inşa ettirdi.

    Vefatına kadar bir yandan bu kursun iaşe, ibate ve eğitim işleri ile meşgul olurken diğer yandan da manevi irşad hizmetlerini aralıksız sürdürdü.

    Edebiyat, şiir ve mûsikî ile de meşgul olan İlhan Armutçuoğlu Hocaefendi, Ramazanoğlu Mahmud Sâmî (k.s.) ve Mûsâ Topbaş (k.s.) hazretleriyle ilgili manzumeler yazdı. Yine Silsile-i Şerifin son beyitlerini yazmak da kendisine nasip oldu. Kasîde-i Bürde ile Kasîde-i Ziyâiyye’yi aynı nazım ölçüleriyle Türkçe’ye çevirdi.

    Günlük manevi duygu ve düşüncelerini ifade ettiği manzumeler Cuma Mesajları adıyla yedi seri halinde yayımlandı. Bunlardan bazıları Kenan Güçlütürk tarafından bestelendi ve Kenan Aydınlı tarafından seslendirildi.

    İlhan Hocaefendi, 5 Ağustos 2023 Cumartesi günü sabah 07.30 saatlerinde son yıllarını içinde yaşadığı Namnam Kasrı’nda Hakk’a vâsıl oldu. Muğla Merkez Kurşunlu Camii’nde ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından naşı Ula Oyru mahallesindeki Namnam Otağ Mescidi haziresine defnedildi. Muğla ve çevre illerden gelen yüzlerce dostu ve seveni cenazesine iştirak etti. Yine sevenleri tarafından uzaktan yakından gönderilen yüzlerce hatim ruh-i muazzezlerine bağışlanmıştır.

    Evli ve altı çocuk babası olup 19 torun dedesiydi.

    Vefatının ardından İlhan Hocaefendi ile ilgili bazı manzumeler yazılmış ve tarihler düşürülmüştür. Yazı hacmi sınırlı olduğu için örnek olarak burada sadece Ethem Cebecioğlu Hocamızın
    “Bir er öldü dediler
    Cümle feryâd ettiler
    Bir Hak dost öldü diye
    Giryân oldu melekler”
    dörtlüğü ile

    Mustafa Kara hocamızın
    “Ahlâkta civân
    Cennete revân
    Çıktı iki er:
    el-Mağfûr İlhân” (1445)
    şeklinde düşürdüğü tarihi kaydetmek istiyorum.

    İlhan Armutçuoğlu Hocaefendi, hâfız, şâir, muhabbet ehli, basiret sahibi ve vakûr bir şahsiyet idi. Hoş sohbetti; konuşması, hitabeti, hal ve hareket tarzı ile muhatabın gönlüne tesir ederdi. Sohbetlerinde tilavetin yanı sıra şiir, kaside veya gazellere de yer verir, bunları kendine has bir üslup ve tavırla okurdu. Teslimiyet ve rıza ehli idi. Sabırlı idi. Edep, sanat ve zerâfet ehli idi. Nurlu ve mütebessim bir çehresi vardı. Misafirperverdi; misafirlerini iyi karşılar, iyi ağırlar ve iyi uğurlardı.

    Ruhu için bir Fatiha üç ihlâs-ı şerîf…



  • Dosdoğru yol



    Emrolunduğum gibi dosdoğru olmağa baksam…
    Lütfa ererim, mutlu olurum, hak söz dinlesem…
    Dünyâ hayâtı her gün her saat imtihân dolu!
    Dosdoğru yolda, son noktaya dek bir varabilsem…


  • Muhabbetin Şiiri

    Velâdet-i Nebi Münasebetiyle…
    Kâmil Yeşil, Altınoluk Dergisi, 125. sayı, Temmuz 1996.

    Kasîde-i Bürde Ve Manzum Tercümesi


    Kasîde-i Bürde tercümelerinin birincisi ve beni çok etkileyeni, tanımakla şeref duyduğum muhterem insan, değerli ilim ve gönül adamı ilhan Armutçuoğlu Beyefendi’ye ait Düzyazı açıklamalı tercüme ise dostum, şair Müştehir Karakaya’ nın babası M . Arif Karakaya’ya ait.

    İlhan Armutçuoğlu Hoca‘yı 1979’da tanıdım. Aydın’a gelmişlerdi ve beraberlerinde, kendisinden ayrı bir feyiz aldığım, muhterem gönül doktoru Dr. Dursun Aksoy Bey ve Mehmet Bal Bey vardı ilk kez bir müftünün, ilim ehli bir zatın, bir tıp ve dahi gönül doktorunun huzurunda, edeple, ihlasla bir şeyler öğrenmekten çok hissetmeye çalışan (ve de hisseden) bir insan görüyordum. İlhan Hocamız ‘sohbet böyle dinlenir’ der gibiydi.

    Dr. Dursun Bey‘ in elinde incecik bir ‘Mukerrem insan’ kitapçığı vardı. Bu kitaptan aldığı bir cümle ile deryaya dalıyor ve bize inciler sunuyordu. Ben de sanki yüzme biliyormuşum aynı incilerden çıkarabilecekmişim gibi, sohbetten sonra Mukerrem insan’dan bir tane aldım. Ki heyhat!

    Bu sohbetden başka Armutçuoğlu Hoca ile birkaç sohbette daha karşılaştık. O’nu en son Konya’da (1983) kendi açtığı Erkam Kitabevi’nde gördüm. Üç kaset halinde doldurduğu Kaside-i Bürde’yi ve yine kendisinin tercüme ettiği Kaside-i Zıyaiyye kitapçığını aldım. Bana bir de hediyesi vardı. Kağıdını, hokkasını çıkardı. Ve Fuzulî’nin:

    “Ne yanar bana kimse ateş-i dilden özge
    Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı”

    Beytini sülüs bir hatla yazıp bana verdi. O zaman öğrendim ki İlhan Hoca sadece bir ilim ve gönül adamı, sadece bir Osmanlıca ve arûz ustası ve sadece bir besteci değildi (Galiba Kaside-i Bürde’nin makamla seslendirme usulü kendisine aitti.) Şimdi ne yazık ki o kasetler de bozuldu, Kaside-i Zıyaiyye de zayi oldu.

    O’nun imzasını daha sonra Diyanet Dergisi’nde yayımlanan şaire Leyla Hanım’la ilgili bir yazısında da gördüm.

    Konumuz olan Kaside-i Bürde tercümesi, sunuştan öğrendiğimize göre Hicri 1400. yılı karşılamak amacıyla, kendisine, Dr. Dursun Aksoy ve H. Ali Öztaylan tarafından manevî bir görev olarak verilmiş. Görev verilir de (hem de ilhan Hoca’ya) yapmaz mı? Alır eline kalemi ve bir manzum tercüme yapar. Hem de tercüme! Veznini bile korumuş üstad. Bize göre İlhan Hoca tercüme etmemiş, sanki kendisi yeniden bir Türkçe Kaside-i Bürde yazmış.

    Türkçe ve Arapça’ya vukufiyetten başka aşk, vecd ve muhabbet gerektiren bu işten alnı ak, yüzü pak olarak çıkmıştır. Edebiyat tahsili yapan biri olarak bunun altının çizilmesi bizim minnet borcumuzdur.

    Kaç kez okumama rağmen okuyuculara hangi beyitleri misal olarak seçeceğime doğrusu karar veremedim. Ağza sürülen bir kaşık bal misali seçtiklerimi alıyorum buraya:

    4. Aşık zanneder mi ki muhabbet gizli kalır
    Delildir göz yaşları ve yanan kalp ‘elem’i

    6. Nasıl inkar edersin esîr-i aşk olduğun
    Şahid iken göz yaşın ve cisminin ‘sekam’ı

    7. Çekti yanaklarına aşk kırmızı sarı hat
    Bunlar sarı kırmızı, güldür bahardır demi?

    8. Sevdiğimin hayali gece uyardı beni
    Lezzetleri men eder Onun aşk u elem’i

    11. Candan öğüt verirsin lakin duyamıyorum
    Aşık katında zira müsavi medh u zem’i

    12. Ak saçların öğüdün hep kötüye hami ettim
    Halbuki töhmetlerden uzak pendi, kelim’i

    13. Nefs-i emmarem asla va’zı kabul etmedi
    Cehdinden görmez mi ki yaşımı ak saçımı

    16. Güzel ameller ile hiç ziyafet vermedi
    Kahrından başıma indirdi misafirimi

    16. Kim kurtarır özümü serkeş nefsin elinden
    Azgın at zabtolur mu, kafi gelir mi gemi?

    17. Nefis çocuk gibidir süt verirsen hep emer
    Vaktinde keser isen demez verin mememi

    19. Nefsine dur diyesin, yoksa hükmeder sana
    Hakim olunca nefis, helak eder ademi

    27. Hayr’ı emrettim sana lakin ben işlemedim
    Doğrul desem ne çıkar, doğrultmadan kendimi

    48. Acizlerden başka yok, yanında yakınında
    Künhünü anlamakta aciz kodu alemi

    45. Gün gibidir uzaktan, küçük görünür sana
    Yakından seyrine dal, kamaştırır gözünü

    51. En son ilm-i beşerin hakkında şöyledir ki
    Beşerdir cümle halkın O’ dur en hayırlısı

    İmam Busirî Hz. leri bu kasideyi yazdıktan sonra, rüyasında Hz. Peygamberi görür ve O’ na bu kasidesini okur. Fakat bu beyte geldiğinde ne yazdığını unutur. Hz. Peygamber (s.a.) İmam Busirî’nin yazdığı şekilde bu beyti ona hatırlatır. (51. beyit)

    56. Yalnız iken ol Resul heybette yeganedir
    Yaklaşsan halellenmiş milyarlarca umem’i

    82. Rüyada vahy aldığın inkar eyleme sakin
    Kalbi uyumaz O’ nun , uyusa iki çeşm’i

    95. Kur’an’a harb açanlar, baş eğdi, dize geldi
    En yaman düşmanları, kırdı kodu kalem’i

    104. Bazen göz hasta olur, inkar eder güneşi
    Ağız da hasta olsa, suda tad yok deme mi?

    155. Ye’se düşme ey nefsim, kebair ettim deyu
    Afv-ı Hak’da kebair andırırlar lemem’i

    157. Ya Rabbi ümidimi, red buyurma, kerem et
    Ömrümce afv’in umdum, boş çıkarma zannımı

    Aynı vezin ve kafiye ile Hocamızın sölediği son beyit de şöyle:

    Bin üç yüz doksan sekiz, Şevval’in on dokuzu
    İkmal-i tercemeden ref’eyledim kalemi.

    Hacmi küçük, manası ve değeri pek büyük olan bu eserin başında, Kaside-i Bürde’nin yazılışı ve İmam Busirî’nin özgeçmişi hakkında bilgi de var. Buradan öğreniyoruz ki Kaside-i Bürde için 21 (yirmi bir) tane tercüme ve şerh yazılmış. Yirmi ikincisi ise biraz sonra değineceğimiz M. Arif Karakaya’nın tercümesi.

    Bu kadar güzel bir eserin sonunda, şairliğinden ziyade aşk’ın, vecd’in ve muhabbetin dışa taşması olarak gördüğümüz bir İstimdad var ki onun son kıtasını almadan geçemedik.

    Şöyle sesleniyor İlhan Hoca:

    Yek nazar beştir Efendim, rahm et Allah aşkına
    Dest-i i red urma, kerem kıl, afv et Allah aşkına

    Zar u giryanındır İlhan, lutf et Allah aşkına
    Emr u ferman sende şahım, el senin, tuğra senin

    Bütün bunlardan sonra şunu da belirtmemiz gerekir. Altınoluk sayfalarına misafir olan değerli ilim adamları ile yapılan sohbet halkasına İlhan Armutçuoğlu Hoca da eklenmelidir. Altınoluk okuyucusunu bu şereften mahrum etmemeliyiz.

    Kuşe-i uzlete çekilen İlhan Hoca’dan, başta Merhum Üstadımız M. Sami Efendi Hz.leri ile ilgili anıları olmak üzere, yaşadıkları, yazdıkları konusunda öğrenilecek çok konular vardır mutlaka. Belki her ay Altınoluk sayfalarında yer alacağı yazıları da vardır Hoca’nın. Bad-ı saba’dan gayrı birilerinin kapısını vurmasını bekleyen nice yazıları, şiirleri ve araştırmalarını paylaşmak ne güzel bir hizmet olur? Hatta Erkam Yayınları, muhtevasına uygun bir cilt ve kağıtla Kaside-i Bürde’yi yeniden basıp, okuyucusuna hediye de edebilir.

    İnanıyoruz ki Altınoluk bunu da başaracak.

    Kaside-i Bürde’nin düzyazı tercümesi de dostum. Müştehir Karakaya’nın babasına ait Müştehir’e teşekkür etmeliyim bize gönderdiği için bu eseri.

    Kab bin Zuheyr’in Banet Suad Kasidesi olarak basılan bu eserin en büyük özelliği, kelime kelime tercümesinin de yapılması. Daha sonra şerhinin de eklendiği eser, gerçek Kaside-i Bürde olarak biliniyor, Arif Karakaya, eserin başında İmam Busiri’nin eseri için ona, Kaside-i Bür’e denilmesinin daha doğru olacağını söylüyor ki Armutçuoğlu Hoca eserinin girişinde buna da yer veriyor.

    Her iki kasidenin Hz. Peygamber’i öven kasideler olduğu gözönüne alınırsa, bizce diğeriyle karşılaştırmak için ikisinin de okunmasında fayda var.

    Emeği geçenlere teşekkür ederken, duamız odur ki Hz. Peygamber’e (s.a.v.) layık ümmet olalım.

    (x) İlhan Armutanoğlu – Kaside-i Bûrde (Manzum Tercüme) Akyol Neşriyat İzmir 1979


  • Güzeller


    Güzeller buluşunca…
    Celseler kurulunca…
    Dilekçeler verilir!..
    Gönüller hoş olunca!..


dervişler (10) dervişân (31) dil (4) divân-ı ilhan (3) dişçi mehmed efendi (3) dr hulusi baybal (2) dua (2) edeb (2) ehlullah (9) habibullah (2) haremeyn (9) havf ve reca (2) hayatı (2) ilhan armutçuoğlu (20) ilticâ (2) imam gazali (4) insanı kamil (3) kabe-i muazzama (3) kabir taşı kitâbesi (6) kalb (7) kitâbe-i seng-i mezâr (7) Kur'an-ı Kerim (5) Medine-i Münevvere (5) muhabbet (2) muhabbeti rasulullah (4) muhabbetullah (2) muhammed es'ad erbîlî (3) musa topbaş (4) Muğla evliyâları (4) naat (2) namnam kasrı (13) osman nuri topbaş (2) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) (4) ramazanoglu mahmud sami (13) rasulullah (3) seyri süluk (12) Sünnet-i seniyye (2) tasavvuf (31) zikrullah (4) şiirler (2)

sefîne

← Back

Thank you for your response. ✨

Bize ulaşın:


← Back

Thank you for your response. ✨