
Hazîne

- cum'a mesajları (16)
- divân-ı ilhan (8)
- hakkında yazılanlar (8)
- hayatı (10)
- hâtıralar (11)
- kitâbe (9)
- makaleler (6)
- manzum tercümeler (2)
- mülâkatlar (5)
- sohbetler (2)
- şiirleri (7)
Son eklenenler...
-
Hakka Kulluğa, Rasûle Ümmet Olmaya Geldim*
Derya Kılıçkaya
Altınoluk Dergisi, 435. sayı, Mayıs 2022.
Sami Efendi hazretleri, eserlerinde ve sohbetlerinde, ümmet kavramını anlatırken Bakara Suresi 286. ayet bağlamında, bizden önceki ümmetlere ağır yükler yüklendiğini, ancak Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ümmetine pek çok ilahi lütuflar verildiğini, bunun için Allah’a şükretmek gerektiğini anlatmıştır.
İlhan Armutcuoğlu, Nakşibendiyye-Halidiyye şeyhi Mahmut Sami Ramazanoğlu (ks.)’nun nazarlarına, sözlerine muhatap olmuş, onun dizine diz değdirmiş, onunla aynı mekânı ve zamanı paylaşmış kişilerden biridir. Bu yazıda, hayatı bizim için güzel bir örnek olan Allah dostu Sami Efendi hazretlerinin [i], yazdığı rubailerle (dört dizeden oluşan ve aruz kalıbıyla meydana getirilen bir şiir şekli) tanınan İlhan Armutcuoğlu’na nasıl tesir ettiğinden bahsedilecek, bu hususta şairin kaleme aldığı şiirlerden bir demet sunulacaktır. Mahmut Sami Ramazanoğlu (ks.)’nun etrafında bulunmuş, onun etkisi altında kalmış ve Kaside-i Bürde’yi manzum bir şekilde tercüme etmiş olan şair İlhan Armutcuoğlu’nun, Ocak 2011’de Erkam Matbaası tarafından yayımlanan “Cum’a Mesajları” isimli şiir kitabında Hz. Peygamber’i nasıl ele aldığı, onu nasıl algıladığı değerlendirilecektir. [ii]
1.
Gözlerim uyur, kalbim uyumaz buyurdu Nebî..(S.A.V.)
Her an Onunla, bir hayât sürdü tek örnek Nebî!..(S.A.V.)
Onun izinde yürüyebilmek lütfeyle yâ Rab!..(C.C.)
İşte böylece uyan ey ümmet!.. Buyurdu Nebî…(S.A.V.)Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, hayatının her anında Allah ile beraber olduğunun bir göstergesi olan ilk mısradaki hadis, Esad Efendi tarafından zikrullahtan bir an gafil olmamak şeklinde değerlendirilmiştir. [iii] Ethem Cebecioğlu ise bu hadisin Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in huzur uykusuna işaret ettiğini ifade eder: “Gaybetteki huzur hâlinde göz kapalı ama kalp uyanıktır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav)’in uykusu murakabeden ibaretti. Yani uykusu, huzur uykusudur. Bu yüzden ‘Tenâmu aynâye velâkin lâ yenâmü kalbî’ yani ‘Gözlerim uyur lakin kalbim (aklım) uyumaz.’ demiştir. Gaybet, uyku olmayan uykudur ve bu uykuda rüya olmayan rüya yani vakı’a rü’yet edilir.” [iv] Dolayısıyla, Hz. Peygamber (s.a.v.) her an, uykusunda bile Allah’la beraberdir.
Şair, rubaisinde Allah’a dua ederek onun Müslümanlar için tek örnek olduğunu, onun izinden yürüyebilmeyi nasip etmesini diler. Ümmetin uyanışı ancak bu şekilde olabilecektir. Mahmut Sami Ramazanoğlu (ks.) da eserlerinde, Hz. Peygamber’in en güzel örnek olduğunu vurgulamıştır. Rasûlullah, halkı yirmi üç yıl dine davet etmiştir. O, İslam’a hikmetle, anlaşılır mevzularla davette bulunmak, sonra münakaşa için en ılımlı tarzı tutmak hususunda örnek alınmaya layık bir kimsedir. İlhan Armutcuoğlu, Hz. Muhammed’in örnekliği hususunu eserindeki başka rubailerinde de ele almıştır.
2.
Hakka kurbiyyet lafla olmuyor örneklere bak!..
İbrâhîm’e bak, İsmâîl’e bak, son örneğe bak!..
Hazret-i Ahmed, en büyük önder, Yüce Peygamber!..
Allah’a dayan, Kur’ân’da beyân, işte ona bak!..İlhan Armutcuoğlu, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in örnekliği hususunu bu rubaisinde de işlemeye devam eder. Allah’a yakınlığın kolay bir şey olmadığını, bunun için örneklere bakılması gerektiğini dile getiren şair, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail örneğini verdikten sonra, son örnek olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e değinir. Onu bir önder, alemdar olarak nitelendiren şair, kişinin Allah’a dayanması gerektiğini, bunun Kur’an’da aynen beyan edildiğini belirtir. Sami Efendi’nin Hz. Peygamber algısında, onun model olması daima ön plana çıkar. O, geleneksel peygamber algısı üzerine, görüşlerini inşa etmiştir. Gelenekselciler, Hz. Peygamber’in modelliği konusunda hemfikirdirler. Modelliğinin sürmesinin ancak, ilkelerinin şekilden içeriğe kadar, sorgusuz sualsiz taklit edilmesi ile gerçekleşebileceğini savunurlar. Dolayısıyla, İlhan Armutcuoğlu’nda da geleneksel bir peygamber algısı vardır. Eserde, Farsça peygamber kelimesinin geçtiği tek rubai budur.
3.
Ka’betullah’dan Şehru’r-Rasûle uçtum da geldim!..
Kasr-ı Namnam’dan, Kasr-ı Halîl’e coştum da geldim!..
Mevlâm dilerse ilk cennetine dünyâda alır!..
Hakka kulluğa, Rasûle ümmet olmağa geldim…Bu rubaide şair, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e ümmet olmanın, yani onun getirdiklerine tabi olmanın ehemmiyetinden bahseder. Sami Efendi hazretleri, eserlerinde ve sohbetlerinde, ümmet kavramını anlatırken Bakara Suresi 286. ayet bağlamında, bizden önceki ümmetlere ağır yükler yüklendiğini, ancak Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ümmetine pek çok ilahi lütuflar verildiğini, bunun için Allah’a şükretmek gerektiğini anlatmıştır. Hz. Muhammed (s.a.v.)’e inanarak, onun yaptıklarını ve söylediklerini uygulayarak çevresinde toplanan Müslümanların tümüne ümmet denir. Şair de Mekke’den Medine’ye gittiğini, oralarda nasıl ibadet ettiğini aktarır.
4.
Ağrısız başta hayır yok kardeş!..
Haktan gelene cân fedâ kardeş!..
Yüce Nebîmiz neler yaşadı!..
En büyük safâ cennette kardeş!“Herkesin bir sıkıntısı vardır.”, “Dünyada rahat yoktur.”, “Lütfun da hoş kahrın da hoş.” fehvasınca Hakk’tan gelene razı olan tasavvuf ehlinin bir örneği de bu rubaide görülmektedir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in örnekliği bu hususta da insanın işine yarar, çünkü o dünyada en çok sıkıntı çekmiş ve görmüş insandır. Mahmut Sami Ramazanoğlu (ks.) da Allah Rasûlünün çektiği sıkıntıları anlatmıştır. Eserlerinde bahsettiğine göre, bir defasında Allah Rasûlünü Kâbe’de yakalamışlar, onu tartaklamaya başlamışlar, Hz. Ebubekir yetişip Rabb’im Allah dediği için, bir insana böyle davranılamayacağını söylemiştir. Yine bir gün, Allah Rasûlü Kâbe’de namaz kılarken Ukbe b. Muayt üzerine pis ve kirli şeyler atmış, onu boğmaya çalıştığı sırada Hz. Ebubekir yetişmiş ve kurtarmıştır. Müşrikler, Uhud Savaşı’nda Allah Rasûlünü yaralar ve dişini kırar. Yüzünü, al kana boyarlar. Allah Rasûlünün zırhının iki halkası gözünün altında elmacık diye tabir olunan yere, fena hâlde saplanır. Ebu Ubeyde b. Cerrah bu halkaları dişi ile çıkarmıştır. Çıkarırken kendisinin iki dişi düşmüştür. Allah Rasûlü, kanının yere damlamasından dolayı kavmine azap gelmesin diye yüzünden akan kanı silmiş ve kavminin hidayeti için dua etmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.), zor zamanlarında bile, nesillerinden Müslüman gelmesi ihtimali olan kimseler hakkında beddua etmemiş ve onların yok olmasını istememiştir.
Şairin dört rubaisini ele alarak onun, mürşidi Sami Efendi hazretleri odağındaki Hz. Peygamber (s.a.v.) algısını değerlendirmeye, Sami Efendi’nin şairdeki tesirini gözler önüne sermeye çalıştık.
Rabb’imiz, iyi amel sahiplerinin / salihlerin yolundan bizleri uzaklaştırmasın. Âmin.
Dipnotlar:
* Bu yazıyı, 11 Nisan 2020’de 22 yaşında koronadan kaybettiğim İTÜ Uçak Mühendisliği son sınıf öğrencisi kardeşim Emircan Kılıçkaya’ya ithaf ediyorum.[i] Sami Efendi’nin hayatı ve tasavvufi görüşleri hakkında geniş bilgi için bk. Vahit Göktaş, Mahmud Sami Efendi Hayatı ve Tasavvufi Görüşleri, Ankara Kalem Neşriyat, 2. Baskı, Ankara 2020.
[ii] Sami Efendi’nin Hz. Peygamber algısı hakkında geniş bilgi için bk. Abdullah Sami Avcı, “Çağdaş Tasavvuf Çevrelerinde Hz. Peygamber Algısı: Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu Örneği”, Kocaeli İlahiyat Dergisi 2/2 (2018).
[iii] Vahit Göktaş, Tasavvuf Yazıları, İlâhiyât Yayınları, 2. Baskı, Ankara 2014 içinde Vahit Göktaş-Ali Tenik, “Muhammed Es’ad Erbili (1847/1931)’nin Zikirle İlgili Görüşleri”, s. 137.
[iv] Ethem Cebecioğlu, “Gaybet Uyku Olmayan Uykudur”, Altınoluk, S. 431, Ocak 2022, s. 29.
-
Aşk ile uçtu gitti
Ömer Sami Hıdır, Abdullah Mesud Hıdır
Yüzakı Dergisi, Eylül 2023.
5 Ağustos 2023 Cumartesi günüydü. 86 yıllık bir hayata on ömür sığdırmış gibi dopdolu hatıralarla, hizmetlerle, gayretlerle, îman ve aşk dağarcığıyla sonsuzluğa doğru kanat açtı.
Osmanlı kültürüyle yetişmişti. Vakur bir şahsiyetti. Hâfız-ı Kur’ân’dı. Ârif bir şairdi. Emekli müftüydü. Hepsinin ötesinde güzel bir gönül insanıydı, sohbet ve muhabbet ehliydi. Bağrı daima aşk-ı ilâhîyle yanardı.
O, bizim İlhan ARMUTÇUOĞLU hocamızdı, hem de dedemizdi.
Çocukluğumuz onun kanatları altında geçti. Bildiklerimizin temel harmanı hep onun kanatları altında gerçekleşti.
İlâhî aşkı terennüm eden bülbül dilinin her daim bize açık olan o şefkatli kanatları, şimdi sonsuz yolculuğa açıldı:
Aşk ile uçtu gitti.
Zaten aşkı tarif ederken;
“–Aşk, mâlum Arapçadır ve;
ع ش ق
harfleri ile yazılır. Buna binaen gerçek âşık olmak için;
ع Ayn’ın ağzında ezilip, çiğnenmek,
ش Şın’ın testeresinde biçilmek ve
ق Kāf’ın karnında yoğrulmak gerekir.
Ömrü boyunca bu merhalelerden geçmeyen kimse, âşık olduğunu ispat edemez.” derdi.Dediği gibi de yaşadı ve böyle bir aşk ile uçtu gitti.
Gerek dostlarını ziyaret, gerekse ihvan kardeşleri ile sohbet ve hasbihâl gayesi ile seyahatlerde bulunur ve bu seyahatlerden büyük bir huzur duyardı. İhtiyarlık deminde bu seyahatlerin hasretini dile getirirdi:
“–Gençliğimizde daha fazla yolculuk yapardık. «Yollar hiç bitmese!» derdik. Çünkü her gittiğimiz yerde; sadece Allah için sevdiğimiz kardeşler ile bir araya gelir, faydalı mevzuları konuşur, sohbet ve zikirler yapardık.”
Şimdi işte böyle hasret ile ebedî vuslatın gerçek seyahatine çıktı, aşk ile uçtu gitti. Hâsılı hepimizin şahidlik ettiği güzel bir yaşayış ile;
Hak erenler mezhebinde bir ömür yâ Hak dedim…
Gündüzüm halk hizmetinde giceler yâ Hak dedim…
Nâm ü şâna meylim olmaz bir isimsiz dervişim!..
Âkıbet Namnam fakîri, bekçiyim yâ Hak dedim!..diyerek, aşk ile uçtu gitti.
Mübârek rûhu için üç İhlâs-ı şerif ve bir Fâtihâ-i şerîfe.

-
İlhân Armutçuoğlu’na…
Ömer Kirazoğlu (1)

Ömer Kirazoğlu, Yüksek Mimâr Mühendis Ne istersin, İlhân’cığım?
Selâmla, feryâdın geldi.
Ne istersin, İlhân’cığım?
Firkât, yüreğin mi deldi?
Ne istersin, İlhân’cığım?
Medine’de, kurmuş durâk,
Mi’râc için, bekler Burâk,
Elbet murâdın, verir Hakk,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Söyle derdin ! Beyân olur,
Çokluğunu, sayân olur,
Ona da bir, payân olur,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Sâhibimiz, Sâhib-kerem,
Duâ et ! Murâda erem,
Bir el, alıp da mı verem?
Ne istersin, İlhân’cığım ?
Ekmek aldın, tâş yerine,
Ketum oldun, fâş yerine,
Ayâk verdin, bâş yerine,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Gürleyip, bir taşabilsem,
Nefisle, savaşabilsem,
Yanını, dolaşabilsem,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Sesin, hâlâ gûşündedir,
Gelişin, dönüşündedir,
Vuslâtın, son işindedir,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Denize bir dalamadın,
Dürr, diptedir alamadın,
Eşini mi, bulamadın?
Ne istersin, İlhân’cığım?
Mâzi de, Hâl de, ne kaldı?
Ne eledin de, ne kaldı?
Nihâyet, bir dene kaldı,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Bir yanlış şey, yedim miydim?
Görmezlikten, geldim miydim?
Ben sana, demedim miydim?
Ne istersin, İlhân’cığım?
Gök dolusu, rahmet ola,
Gönül dolu, himmet ola,
Ağlıyorsun ; dola dola,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Cümlemiz, Dünyâda yarım,
Benim yârim, benim yârim,
Doldurdu, bardağı yarım,
Ne istersin, İlhân’cığım?
N’olaydı âh ! N’olaydı,
Gönle, aşkı dolaydı,
Velev ki, bir ân olaydı…
Ne istersin, İlhân’cığım?
Gemiyi, ummâna saldın,
Dalgıç olup, dibe daldın,
İpini de, ele aldın,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Devrân, bizim devrânımız,
Seyrân, bizim Seyrânımız,
Müemmendir, dört yanımız,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Kapısında, bir bendeyim,
Şermendeyim, fermendeyim,
Gâh gedâ, gâh şeh-bendeyim,
Ne istersin İlhan’cığım?
Hakk bildirirse ; bilirsin,
Bildirmezse ; ne bilinsin,
Firasetine ne dersin?
Ne istersin İlhân’cığım?
Olmak gerek ki, olayım,
O’nun emriyle, dolayım,
Ne olursa ben, râzıyım,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Düşündün mü ? Ebâ Fikret, ( 2 )
Ahvâli gör de ; bir fikret !
Yat, kalk da Mevlâ’ya şükret !
Ne istersin İlhân’cığım?
Ey ! Kabiliyet mazhârı,
Yırttın ! Perdeyi, astarı,
Penâh bildin ! Ol Settâr’ı,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Kalblere, Rabbımız nâzır,
Hazret’in, huzûru hazır,
Kavuşmana eyle ! Nezir,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Efendi’ne, gel götürem,
Derhâl, işini bitirem,
Murâdına da, yetirem,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Binti, vermişsin Mekke’ye, ( 3 )
Gelmek isten, Medine’ye,
Allah , Allah, diye diye,
Ne istersin, İlhân’cığım?
Rabbim, ayırmasın sizi,
Ihvânı da, dizi dizi,
Bir eyledi : Siz’i, Biz’i,
Ne istersin, İlhân’cığım?
1 Şaban 1402, 1980.
Medîne-i Münevvere
(1) Yüksek Mimâr Mühendis
Ramazânoğlu Mahmud Sâmi ( K.S. )
Hazretlerinin dâmâd-ı âlisidir.
(2) Ebâ Fikret : Fikret’n babası.
Fikret : İlhan Hocamızın oğludur.
(3) Bint : Kız. Hocamızın damadı ; Mekke’lidir.
-
bir ömür Yâ Hak dedim…

Hak erenler mezhebinde bir ömür Yâ Hak dedim..
Gündüzüm halk hizmetinde geceler Yâ Hak dedim..
Nâm ü şâna meylim olmaz bir isimsiz dervişim!...
Âkibet Namnam fakîri, bekçiyim Yâ Hak dedim!...
İlhan Armutcuoğlu
dervişler (11) dervişân (32) dil (4) divân-ı ilhan (3) dişçi mehmed efendi (3) dr hulusi baybal (2) dua (2) edeb (2) ehlullah (10) habibullah (2) haremeyn (9) havf ve reca (2) hayatı (2) ilhan armutçuoğlu (20) ilticâ (2) imam gazali (4) insanı kamil (3) kabe-i muazzama (3) kabir taşı kitâbesi (6) kalb (7) kitâbe-i seng-i mezâr (7) Kur'an-ı Kerim (5) Medine-i Münevvere (5) muhabbet (2) muhabbeti rasulullah (4) muhabbetullah (2) muhammed es'ad erbîlî (3) musa topbaş (4) Muğla evliyâları (4) naat (2) namnam kasrı (13) osman nuri topbaş (2) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) (4) ramazanoglu mahmud sami (13) rasulullah (3) seyri süluk (12) Sünnet-i seniyye (2) tasavvuf (31) zikrullah (4) şiirler (2)
