ilhan armutcuoğlu hocaefendi

Gönül sultânlarına gönlümü verdim gitti..
Neyim varsa bezl ettim, akl ü idrâkim gitti..
Bir göz işâretinde saklıdır seyr u sükûn!..
Mürşîd-i asrı buldum, Yûnus’a döndüm gitti…
İlhan Armutcuoğlu

Hazîne

Son eklenenler...

  • Üstâdım Hazretlerine

    İlhan Armutçuoğlu


    Yüce düstûr-ı tarîkat, yüce âdâb u usûl..
    Alınıp dest-i ezel’den, sunulur dest’e usûl..
    Uzanır tâ be-kıyâmet bulur erbâb-ı vusûl..
    Alan el sen, veren el sen evet ey Fahr-i Rusül!.
    Vurulur Şeyhime el-hak o meşîhat mührü,
    Vurulan Tuğra-i Sâmî, vuran el emr-i Rasûl…

    O münevver yüze bir bak görünür vecd ü safâ..
    Yüce Devletlü Velî’den alınan ahd ü vefâ..
    Coşan ilk menbâ-ı hikmet o teveccüh o şifâ..
    Nazar-ı hazret-i Sâmî Eser etmiş ve kefâ..
    Vurulur Şeyhime el-hak o meşîhat mührü,
    Vurulan Tuğra-i Sâmî, vuran el emr-i Rasûl…

    Görünüşte iki sûret gibi lâkin kalb bir..
    Nice sîretler ezelden yoğrulmuş Rab bir..
    İçilen aşk u şerâbın kabı ayrı lüb bir..
    Biri Âl-i Ramazandır, biri vâris hep bir..
    Vurulur Şeyhime el-hak o meşîhat mührü,
    Vurulan Tuğra-i Sâmî, vuran el emr-i Rasûl…

    Ona peyk olmuş ezelden O Perî-rû O idi…
    Reh-i pâkinde gubâr olmuş O günden O idi..
    Dil-i Mâ’mûru tavâf eyleyen evvel O idi..
    Bütün esrâr-ı ledünnün küpü ancak O idi..
    Vurulur Şeyhime el-hak o meşîhat mührü,
    Vurulan Tuğra-i Sâmî, vuran el emr-i Rasûl…

    O göğüslerden emildi ledün ilmi bir ömür..
    Bir Onun çeşmine mâ’kes idi diller bir ömür..
    O Güzeller Güzelinden nefes almış bir ömür,
    Nice bin manzara artık Ona gülmez bir ömür..
    Vurulur Şeyhime el-hak o meşîhat mührü,
    Vurulan Tuğra-i Sâmî, vuran el emr-i Rasûl…

    Ona hizmetteki dikkat ve firâset ve hulûs,
    Oluyor menzile ermek için iksîr o hulûs..
    Bir ayağında çorap var, biri elde… O hulûs..
    Der-i Sultân’a müebbed düşürür kim o hulûs,
    Vurulur Şeyhime el-hak o meşîhat mührü,
    Vurulan Tuğra-i Sâmî, vuran el emr-i Rasûl…

    Bu sehâlar, O sehâvvetten eserdir lâ şek..
    Heme yoklukta sehâvet, heme varken lâ şek..
    Yüce ahlâkı Rasûlün, sulehânın lâ şek..
    Neyimiz varsa fedâ yüzdeki hâl’e lâ şek..
    Vurulur Şeyhime el-hak o meşîhat mührü,
    Vurulan Tuğra-i Sâmî, vuran el emr-i Rasûl…

    O Yüzün nûrunu leylinde göreydin bir kez..
    Harem-i Ka’be vü Zemzemde göreydin bir kez..
    Ve melekler Onu seyrinde göreydin bir kez…
    O Refâkate Refîkin …ve göreydin bir kez…
    Vurulur Şeyhime el-hak o meşîhat mührü,
    Vurulan Tuğra-i Sâmî, vuran el emr-i Rasûl…

    Ser-i Kûyünde Rasûlün o ne hürmet ne kemâl..
    Der-i Lütfunda Rasûlün ve ne ihsân-ü cemâl..
    Sofasında O Rasûlün bütün esrâr ile hâl…
    Dem-i âhirde Bâki’a verilir de O Kemâl,
    Vurulur Şeyhime el-hak o meşîhat mührü,
    Vurulan Tuğra-i Sâmî, vuran el emr-i Rasûl…

    Şeb-i vuslattı O Pîr’e, bize firkatti meded!..
    Kanayan kalplere merhem ta O günden ve meded..
    Elem-i firkati duydukça gönüller o meded..
    Yetişir himmet-i vâlâ-yı erâsetle meded…
    Vurulur Şeyhime el-hak o meşîhat mührü,
    Vurulan Tuğra-i Sâmî, vuran el emr-i Rasûl…

    Sana kul olmayı lütfet hemen ancak yâ Rab!..
    Ona ümmetliği lütfet hemen ancak yâ Rab!..
    Bize evlâdlığı lutfet hemen ancak yâ Rab!..
    Bütün ihvânına vuslat diler İlhan yâ Rab!..
    Vurulur Şeyhime el-hak o meşîhat mührü,
    Vurulan Tuğra-i Sâmî, vuran el emr-i Rasûl…

    İlhan Armutçuoğlu



  • Üns

    İlhan Armutcuoğlu


    Eyâ Hazret-i Sâmî!. meselsin mürüvvette!..
    Eller dâmenindedir dünyâda âhirette..

    Sen Halîfetüllahsın, zıllüllahi fi’l-arzsın!..
    Yâni ki sen sultânsın, serîr-i Muhammed’de..

    Sehm-i vilâyetinden irs aldığın bilirim!..
    Hem sehm-i nübüvvetten tâc-dârsın ümmette..

    Mahrem-i lika-yı zât, mazhar-ı cümle sıfât!..
    Nakleder cemî rüvât, bâbullahsın hilkatte..

    Bir kolun Nakşibendî, diğer kolun Geylânî!..
    Enfüs ile âfâkı cem’ eyledim sîrette..

    Yaşayan sünnetüllah, bir  ma’bed-i aşkullah!..
    Mürşid-i esrâr sensin, ittibâ-ı sünnette…

    Sehâb-ı zamân içre setr eyledin yüzünü!..
    Bedr-i hafâ olduğun müsellemdir elbette…

    Şefkatte bir güneşsin, sehâvette nehr-i Nîl!..
    Leyl-i Yeldâ-yı asır, setr ile uhuvvette..

    Gönlümdeki ummânlar hurûşânda sükûnda!..
    Cidâr-ı kalbe urur mevceleri halvette..

    Sıddîkî-çehre oldur, Bahâ-î-behre oldur!..
    Dehr’e Hâlidî oldur, Ahmedîdir devlette.

    Letâif-i aşere, nefiy ü isbât’a derken!..
    Murâkabât’a davran, Kutbumla ünsiyette..

    Keşf ile kerâmetin, esrâr u mâ’rifetin;
    Muntazır fermânına, kullarındır nevbette..

    Açılan cennet gibi, saçılan rahmet gibi!..
    Pest ile bâlâ bütün, raks ederek hizmette..

    Eller elin alanda, yoluna dil verende!..
    Gedâlar şâh olubdur, meydân-ı muhabbette..

    Ramazanoğlu Mahmud Sami Hazretlerinin kabrinde...
Cennetü’l-bakī‘ kabristanı...
Medine-i Münevvere
    Ramazanoğlu Mahmud Sami Hazretlerinin kabrinde…
    Cennetü’l-bakī‘, Medîne-i Münevvere

    Kamet-i bâlâsına, himmet-i vâlâsına,
    Rûh-i muallâsına kerrûbiyân hayrette..

    Atomda gizli kudret, tohumdaki kuvvesin,
    Gökte şimşek yerde sel, düşmana celâdette..

    “Kul yâ Hassân!. ve’r-Rûhu meak” buyurdu Nebî,
    Ol sebebden vecd ile cûş eylerim sohbette..


    İlhan Armutcuoğlu



  • Firkat

    İlhan Armutcuoğlu

    Güllü Köşk’ün kapısında gene aynı heyecân..
    Duruyor yerli yerince o mehâbet halecân…

    Dilimi sustura bilsem tuta bilsem der iken.
    Ne gezer yerle bir olmuş eşiğinde bî cân…

    Öperek okşayarak izlerini o kademin.
    Gözümü sürmeledim hâk-i rehinde nâlân…

    Güle bülbüllere sordum o çemenzâre dönüp,
    Hani nerde O Perî rû? Hani nerde cânân?..

    Ağamın gür sesi yok mu o kerem-çehre o cân?
    Gözümün nûru enîsim O güzel yüzlü Civân?

    Taradı gözlerim ol dâirenin balkonunu,
    Edivermez mi hirâmın diye tek şâh-ı cihân…

    Kelebekler gibi kondun o çiçekten o dala,
    O ağaçlar, o çiçekler, hep o dallar giryân…

    Şeh-i hûbânımı hasretle ararken nâ-çâr,
    Gönlümün tahtını ârâm edivermez mi nihân…

    O benim rûhumu sardı, ben onun dizlerini,
    Başıma yastık edindim de avundum lerzân.

    Açılan kalb-i enîsinde göründü ebvâb!..
    Yedi kat gökleri gördüm ve gezindim hayrân.

    O canım Tûbâ dalından süzülen gölgeleri,
    Alıp âheng’e verüptür salınan hûr-i cinân!..

    Bütün ihvânı dizilmiş otururlar yer yer,
    Kimi tahmîd ile meşgûl kimisinde Kur’ân..

    Beriden raks ile fevvâreler etmiş enhâr,
    Öteden boynun uzatmış öper eşcârı hemân…

    Uzanır ufku görünmez, görünür Arş-ı Hudâ,
    Dil-i ma’mûru içinde sekiz uçmağ lemeân…

    Ona tasvîre mecâlim ne de haddim yoktur!.
    Açılır çeşm-i basîret ede gör kim seyrân…

    Seni ey gözleri âhû sevebilmek mi desem,
    Günehimdan ne yüzüm var ne huzûr’a dermân!

    O güzel göğsüne yaslansam asırlar geçse,
    Akan ezmânı çevirsem yeni baştan deverân…

    Bunu hiç kimselere söyleme İlhan! dursun!
    Seg-i kûy olmağı her ân yüce devlet bil amân!..

    İlhan Armutcuoğlu


  • Takrîz: Birinci İstişâre ile İstişârem

    Ömer Kirazlı merhumun Birinci İstişare eserindeki şiirini takrîz

    İlhan Armutçuoğlu

    Yandırdığın gönlüme,
    Teselli arar iken,
    Köşe bucak her yerde,
    Yolları sorar iken…
    Feryâdını işittim!
    Bu sabah erken erken:
    “Bizim zaferimizden
    Kimseler gocunmasın!.
    Biz rahmet unsuruyuz!
    İhyâlara me’mûruz..
    Yıkmağa değil billâh!
    Yapmağa geliyoruz.
    En kötüye en fazla
    Faydamız dokunacak,
    Düştüğü bataklıktan
    Onu kurtaracağız,
    Hakkı, hayâtı, ilmi,
    Ahlâkla mezc ederek,
    İnsanlığa Bakâ’dan
    Düzen getiriyoruz!
    Ver elini birâder
    Kalk ta Allah’a dayan
    Uyan derin uykudan!..
    Derin uykudan uyan!..
    Derin uykudan uyan!..”
    Feryâdına feryâdım,
    Bin kerre lebbeyk eder!
    Birinci istişâre,
    Beni benlikten eder…
    Matlaına bir baktım,
    Takdîmine göz attım,
    Hamd ile Mahmûd ile,
    Sûzişli sezişlerle,
    Sualler ceste ceste!
    Cevaplar beste beste..
    Nedir ki bu isticvâb?
    Nereden bu tatlı cevâb?
    Demek çürük tahtaya
    Basmak istemiyorsun!
    Hizipler’e hizipler,
    Katmak istemiyorsun..
    Tedbîrine bes, dedim.
    Takdîrine pes, dedim.
    Tevfîk-i Hak’tan hemen,
    Fazl u kerem istedim…
    Tefekkür ve tezekkürle,
    Geldik durak başına,
    Düşünmek ve yazmak işi,
    İştir başlı başına.
         “Cümle de mâ’nâ ister,
         Mâ’nâ fikirden doğar.
         Fikir Hak vergisidir.
    Bilgi onun eşidir..
    Bütün mes’ele şimdi,
    İstif ve beyândadır.”
    Beyân mühim mes’ele,
    İnsan’a Hak vergisi,
    Sûre-i Rahmân’a bak,
    Büyük bir Kur’an dersi..
    Eserler dizi dizi,
    Feth eder kalbimizi,
    Eslâf’a selâm olsun,
    Öğerler Nebîmizi…
    Şuracıkta duralım.
    Duralım da soralım:
    Ne diyor Şâir İkbâl?
    “En güzel şiirlerim,
    Yazamadıklarımdır…”
    Bir başka muharrir de:
    “Eğer vaktim bol olsa,
    Daha kısa yazarım…”
    İşte bunu anladım.
    Kelâmda i’câz gerek,
    Sâdece î’câz değil,
    Beyân-ı mû’cez gerek..
    Aşk ve söz bahsimizde,
    Bana meseller açma!..
    Sînem pür yârelidir,
    Bir yâre de sen açma!..
    Şimdi söz Yûnus’tadır,
    Bakın neler buyurur,
    Asırlar ötesinden,
    Sözün özün duyurur:
    Söz bahsinde benimle,
    Varsa istişâreniz,
    Sözü pişir öyle de!..
    İşini sağ edesin!
    Ağulu aş olsa bile,
    Bal ile yağ edesin…
    Çevir sahîfeleri,
    Daha nice deyişler…
    Sekiz Uçmağ’a kadar,
    İnişler yükselişler…
    Dura dura gidelim..
    Biraz sohbet edelim..
    Ermeden semt-i yâ’re,
    Safâlarla gidelim…
          Sohbet Din’in ocağı..
    Muhabbet’in kucağı.
    Nebîlerin dergâhı
    Velîlerin bucağı..
    Kur’ân’a bir kulak ver!
    Bize neler duyurdu:
    “Ve câdil hüm billetî
    Hiye ahsen” buyurdu…
    Firavn’a Nemrûdlar’a,
    Tatlıca söz bulasın!
    Göl’e mayayı sal da,
    Olaki tutturasın!..
    İslâm’ı anlatırken,
    Teslim ol! Der gibisin,
    İlk celsedeki sırrı,
    Sanki verir gibisin!..
    “Mefkûre” İslâm’dadır.
    Gerçek hayât da onda.
    Cehd, cihâd, ictihâd,
    Yaşamak ve yaşatmak,
    Felâha götüren Hak,
    İksîr-i hayât O’nda…
    Bütün yollar derbeder,
    Oyalanma birâder!..
    İslâm ol selâmet bul!
    Emin ol yol da bu yol…
    İnsan, ey sırr-ı azîm!
    Mükerrem kılındın bak!
    Ve ey mefhûm-i kadîm!..
    Mukaddem kılındın bak!..
    Elest’ten koşup geldin,
    Bezmimize hoş geldin!
    Fırsatı ganîmet bil,
    Fıtraten ne hoş geldin!..
    Teklîf-i ilâhî var!
    Habl-i Metîn’e tutun!..
    Mâ’siyet’e küsüver,
    Hakk’a yönel büsbütün..
    Urûc kavsine tırman,
    Hübût’un bestir, şimdi..
    Hemen Allah’a dayan,
    Zemîn ü zamân şimdi…
    Gelişin Hak katından,
    Dönüşün de Ona’dır,
    Tevhîd’e tapşur özün,
    İ’tibâr hep sonadır…
    Nefis emmârelikte
    Azgın küheylân imiş,
    Kapar, teper, çifteler,
    İblîsten kemter imiş…
    Azıcık yemini kes!.
    İyi gemle, palan vur!.
    Öğünlerin birin es!.
    Levm eder, pişmân olur…
    Şimdi nedâmet ile,
    Anladı serkeşliğin,
    Fehm ü ilhâmât ile,
    Bildi çilekeşliğin…
    Küheylân bu vehlede
    Sanki bir Burak gibi,
    Vartalardan ilerû,
    Müemmen durak gibi…
    Yol ver artık şehsüvâr!
    Küheylân seninledir!..
    Seni sende buluben,
    Canınla teninledir…
    Her ikiniz rızâya
    Hem rehâya eriniz…
    Kûy-i visâl’e kadar,
    Safâ ile gidiniz…
    Ey mükerrem varlıklar!
    Hakkın şâh eserleri!..
    Sizleri en güzel’e,
    Hakk’a çağırıyouz!..
           “En güzel yaşamağa”
           Birliğe er diyoruz,
           Daha dünyâda iken,
    Cennet’e gir diyoruz…
    Cehl ile atâletten,
    Kurtar sen senliğini!
    Kükreyen seller gibi,
    Devir bu benliğini…
          İlim en büyük rütbe,
    Onunla bir silahlan!
    Cehl’i tepeleyerek,
    Arslanlar gibi şahlan!..
    Erenler kapısından,
    Mey-i irfân içe gel!
    Sağ edip çürüklerin,
    Destûr alıp geçe gel!.
    Dost ilinin yolunda,
    Hizmet’e girelim gel!
    Hâdim-i insân olup,
    Gel! İnsân olalım gel!
    Gel ki, gel de, kan, yıkan!
    İksîr-i hayâtımızdan..
    Asırlar bir lahzada,
    Nasıl yaşanır, inan!
          Âsümân baştan başa,
          Reşk eder ünvânına!.
          Ay, güneş, ebr u felek,
    Raks eder devrânına!..
    Boğulan iniltiler,
    Bak nasıl uyanıyor!
    Tutuşan ufuklarda,
    Şimşeklerle kanıyor…
    Deryâlar cûş’a geldi,
    Dalgalar kaynaşıyor!
    Kasırgalar, tûfanlar,
    Timsahlar, oynaşıyor…
    Sahralardan, dağlardan,
    Arslanlar kanatlandı!
    Filler, gergedanlardan,
    Ordular peydahlandı…
    Hırka seccâdesini,
    Alan yollar’a düştü!.
    Kalemle kılıncını,
    Sıyıran, dile düştü…
    Kâinât’ın serveri,
    Nebîlerle duâda..
    Erenler katar, katar,
    Yetiştiler imdâd’a…
    Süleymanlar, Selimler,
    Kıt’aları yarıyor!..
    Fâtih ve Ulubatlı,
    Sancağ’a burç arıyor!..
    Müjdeler âşıklar’a..
    Zafer Hakk’ı bilende..
    Bugünde ve yârında!.
    Zafer Hakk’ı bulanda…
    İnsân insân olarak,
    Kendini bildi gayrı…
    İslâm’a sâhip çıkıp,
    Gayrıyı sildi gayrı…
    Ay battı gün doğuyor!.
    Hemence son bulacak!.
    Dinlemek ve inlemek,
    Zaferle ün bulacak!.


    Geçmiyor artık bir an!.
    Uyandık uykulardan..
    Uykulardan uyandık.
    Uykulardan uyandık…
    Bundan böyle hayâtı,
    İçelim yudum, yudum…
    Rızâ-yı Hakk’a kadar,
    Gidelim adım, adım…

    25 Nisan 1975
    İlhan Armutçuoğlu
    Manisa


dervişler (10) dervişân (31) dil (4) divân-ı ilhan (3) dişçi mehmed efendi (3) dr hulusi baybal (2) dua (2) edeb (2) ehlullah (9) habibullah (2) haremeyn (9) havf ve reca (2) hayatı (2) ilhan armutçuoğlu (20) ilticâ (2) imam gazali (4) insanı kamil (3) kabe-i muazzama (3) kabir taşı kitâbesi (6) kalb (7) kitâbe-i seng-i mezâr (7) Kur'an-ı Kerim (5) Medine-i Münevvere (5) muhabbet (2) muhabbeti rasulullah (4) muhabbetullah (2) muhammed es'ad erbîlî (3) musa topbaş (4) Muğla evliyâları (4) naat (2) namnam kasrı (13) osman nuri topbaş (2) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) (4) ramazanoglu mahmud sami (13) rasulullah (3) seyri süluk (12) Sünnet-i seniyye (2) tasavvuf (31) zikrullah (4) şiirler (2)

sefîne

← Back

Thank you for your response. ✨

Bize ulaşın:


← Back

Thank you for your response. ✨