Muhabbetin Şiiri

Velâdet-i Nebi Münasebetiyle…
Kâmil Yeşil, Altınoluk Dergisi, 125. sayı, Temmuz 1996.

Kasîde-i Bürde Ve Manzum Tercümesi


Kasîde-i Bürde tercümelerinin birincisi ve beni çok etkileyeni, tanımakla şeref duyduğum muhterem insan, değerli ilim ve gönül adamı ilhan Armutçuoğlu Beyefendi’ye ait Düzyazı açıklamalı tercüme ise dostum, şair Müştehir Karakaya’ nın babası M . Arif Karakaya’ya ait.

İlhan Armutçuoğlu Hoca‘yı 1979’da tanıdım. Aydın’a gelmişlerdi ve beraberlerinde, kendisinden ayrı bir feyiz aldığım, muhterem gönül doktoru Dr. Dursun Aksoy Bey ve Mehmet Bal Bey vardı ilk kez bir müftünün, ilim ehli bir zatın, bir tıp ve dahi gönül doktorunun huzurunda, edeple, ihlasla bir şeyler öğrenmekten çok hissetmeye çalışan (ve de hisseden) bir insan görüyordum. İlhan Hocamız ‘sohbet böyle dinlenir’ der gibiydi.

Dr. Dursun Bey‘ in elinde incecik bir ‘Mukerrem insan’ kitapçığı vardı. Bu kitaptan aldığı bir cümle ile deryaya dalıyor ve bize inciler sunuyordu. Ben de sanki yüzme biliyormuşum aynı incilerden çıkarabilecekmişim gibi, sohbetten sonra Mukerrem insan’dan bir tane aldım. Ki heyhat!

Bu sohbetden başka Armutçuoğlu Hoca ile birkaç sohbette daha karşılaştık. O’nu en son Konya’da (1983) kendi açtığı Erkam Kitabevi’nde gördüm. Üç kaset halinde doldurduğu Kaside-i Bürde’yi ve yine kendisinin tercüme ettiği Kaside-i Zıyaiyye kitapçığını aldım. Bana bir de hediyesi vardı. Kağıdını, hokkasını çıkardı. Ve Fuzulî’nin:

“Ne yanar bana kimse ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı”

Beytini sülüs bir hatla yazıp bana verdi. O zaman öğrendim ki İlhan Hoca sadece bir ilim ve gönül adamı, sadece bir Osmanlıca ve arûz ustası ve sadece bir besteci değildi (Galiba Kaside-i Bürde’nin makamla seslendirme usulü kendisine aitti.) Şimdi ne yazık ki o kasetler de bozuldu, Kaside-i Zıyaiyye de zayi oldu.

O’nun imzasını daha sonra Diyanet Dergisi’nde yayımlanan şaire Leyla Hanım’la ilgili bir yazısında da gördüm.

Konumuz olan Kaside-i Bürde tercümesi, sunuştan öğrendiğimize göre Hicri 1400. yılı karşılamak amacıyla, kendisine, Dr. Dursun Aksoy ve H. Ali Öztaylan tarafından manevî bir görev olarak verilmiş. Görev verilir de (hem de ilhan Hoca’ya) yapmaz mı? Alır eline kalemi ve bir manzum tercüme yapar. Hem de tercüme! Veznini bile korumuş üstad. Bize göre İlhan Hoca tercüme etmemiş, sanki kendisi yeniden bir Türkçe Kaside-i Bürde yazmış.

Türkçe ve Arapça’ya vukufiyetten başka aşk, vecd ve muhabbet gerektiren bu işten alnı ak, yüzü pak olarak çıkmıştır. Edebiyat tahsili yapan biri olarak bunun altının çizilmesi bizim minnet borcumuzdur.

Kaç kez okumama rağmen okuyuculara hangi beyitleri misal olarak seçeceğime doğrusu karar veremedim. Ağza sürülen bir kaşık bal misali seçtiklerimi alıyorum buraya:

4. Aşık zanneder mi ki muhabbet gizli kalır
Delildir göz yaşları ve yanan kalp ‘elem’i

6. Nasıl inkar edersin esîr-i aşk olduğun
Şahid iken göz yaşın ve cisminin ‘sekam’ı

7. Çekti yanaklarına aşk kırmızı sarı hat
Bunlar sarı kırmızı, güldür bahardır demi?

8. Sevdiğimin hayali gece uyardı beni
Lezzetleri men eder Onun aşk u elem’i

11. Candan öğüt verirsin lakin duyamıyorum
Aşık katında zira müsavi medh u zem’i

12. Ak saçların öğüdün hep kötüye hami ettim
Halbuki töhmetlerden uzak pendi, kelim’i

13. Nefs-i emmarem asla va’zı kabul etmedi
Cehdinden görmez mi ki yaşımı ak saçımı

16. Güzel ameller ile hiç ziyafet vermedi
Kahrından başıma indirdi misafirimi

16. Kim kurtarır özümü serkeş nefsin elinden
Azgın at zabtolur mu, kafi gelir mi gemi?

17. Nefis çocuk gibidir süt verirsen hep emer
Vaktinde keser isen demez verin mememi

19. Nefsine dur diyesin, yoksa hükmeder sana
Hakim olunca nefis, helak eder ademi

27. Hayr’ı emrettim sana lakin ben işlemedim
Doğrul desem ne çıkar, doğrultmadan kendimi

48. Acizlerden başka yok, yanında yakınında
Künhünü anlamakta aciz kodu alemi

45. Gün gibidir uzaktan, küçük görünür sana
Yakından seyrine dal, kamaştırır gözünü

51. En son ilm-i beşerin hakkında şöyledir ki
Beşerdir cümle halkın O’ dur en hayırlısı

İmam Busirî Hz. leri bu kasideyi yazdıktan sonra, rüyasında Hz. Peygamberi görür ve O’ na bu kasidesini okur. Fakat bu beyte geldiğinde ne yazdığını unutur. Hz. Peygamber (s.a.) İmam Busirî’nin yazdığı şekilde bu beyti ona hatırlatır. (51. beyit)

56. Yalnız iken ol Resul heybette yeganedir
Yaklaşsan halellenmiş milyarlarca umem’i

82. Rüyada vahy aldığın inkar eyleme sakin
Kalbi uyumaz O’ nun , uyusa iki çeşm’i

95. Kur’an’a harb açanlar, baş eğdi, dize geldi
En yaman düşmanları, kırdı kodu kalem’i

104. Bazen göz hasta olur, inkar eder güneşi
Ağız da hasta olsa, suda tad yok deme mi?

155. Ye’se düşme ey nefsim, kebair ettim deyu
Afv-ı Hak’da kebair andırırlar lemem’i

157. Ya Rabbi ümidimi, red buyurma, kerem et
Ömrümce afv’in umdum, boş çıkarma zannımı

Aynı vezin ve kafiye ile Hocamızın sölediği son beyit de şöyle:

Bin üç yüz doksan sekiz, Şevval’in on dokuzu
İkmal-i tercemeden ref’eyledim kalemi.

Hacmi küçük, manası ve değeri pek büyük olan bu eserin başında, Kaside-i Bürde’nin yazılışı ve İmam Busirî’nin özgeçmişi hakkında bilgi de var. Buradan öğreniyoruz ki Kaside-i Bürde için 21 (yirmi bir) tane tercüme ve şerh yazılmış. Yirmi ikincisi ise biraz sonra değineceğimiz M. Arif Karakaya’nın tercümesi.

Bu kadar güzel bir eserin sonunda, şairliğinden ziyade aşk’ın, vecd’in ve muhabbetin dışa taşması olarak gördüğümüz bir İstimdad var ki onun son kıtasını almadan geçemedik.

Şöyle sesleniyor İlhan Hoca:

Yek nazar beştir Efendim, rahm et Allah aşkına
Dest-i i red urma, kerem kıl, afv et Allah aşkına

Zar u giryanındır İlhan, lutf et Allah aşkına
Emr u ferman sende şahım, el senin, tuğra senin

Bütün bunlardan sonra şunu da belirtmemiz gerekir. Altınoluk sayfalarına misafir olan değerli ilim adamları ile yapılan sohbet halkasına İlhan Armutçuoğlu Hoca da eklenmelidir. Altınoluk okuyucusunu bu şereften mahrum etmemeliyiz.

Kuşe-i uzlete çekilen İlhan Hoca’dan, başta Merhum Üstadımız M. Sami Efendi Hz.leri ile ilgili anıları olmak üzere, yaşadıkları, yazdıkları konusunda öğrenilecek çok konular vardır mutlaka. Belki her ay Altınoluk sayfalarında yer alacağı yazıları da vardır Hoca’nın. Bad-ı saba’dan gayrı birilerinin kapısını vurmasını bekleyen nice yazıları, şiirleri ve araştırmalarını paylaşmak ne güzel bir hizmet olur? Hatta Erkam Yayınları, muhtevasına uygun bir cilt ve kağıtla Kaside-i Bürde’yi yeniden basıp, okuyucusuna hediye de edebilir.

İnanıyoruz ki Altınoluk bunu da başaracak.

Kaside-i Bürde’nin düzyazı tercümesi de dostum. Müştehir Karakaya’nın babasına ait Müştehir’e teşekkür etmeliyim bize gönderdiği için bu eseri.

Kab bin Zuheyr’in Banet Suad Kasidesi olarak basılan bu eserin en büyük özelliği, kelime kelime tercümesinin de yapılması. Daha sonra şerhinin de eklendiği eser, gerçek Kaside-i Bürde olarak biliniyor, Arif Karakaya, eserin başında İmam Busiri’nin eseri için ona, Kaside-i Bür’e denilmesinin daha doğru olacağını söylüyor ki Armutçuoğlu Hoca eserinin girişinde buna da yer veriyor.

Her iki kasidenin Hz. Peygamber’i öven kasideler olduğu gözönüne alınırsa, bizce diğeriyle karşılaştırmak için ikisinin de okunmasında fayda var.

Emeği geçenlere teşekkür ederken, duamız odur ki Hz. Peygamber’e (s.a.v.) layık ümmet olalım.

(x) İlhan Armutanoğlu – Kaside-i Bûrde (Manzum Tercüme) Akyol Neşriyat İzmir 1979